belki bu blog için fazla depresif bir başlık ama son 1 bucuk 2 senedir böyle hissediyorum. belki de ebrunun hayatıma girmesi ile geleceği daha ciddiye almam buna sebep olmuştur.
ya abi gerçekten kendimi spesifik bir alanda o kadar geliştirmedim ki. sürekli her şey hakkında ufak bilgilerle birikmiş bi yığın var kafamda, ki bu maalesef size bir getiri sağlamıyor. hani ben şu konuda şu kadar iyiyim diyemiyorum, şunu biliyorum bunu biliyorum diyebiliyorum. bunun da nedeni sürekli heves duyduğum her şeye hemen girişip belirli bi seviyeye gelemeden yarıda bırakıyorum çünkü çok sabırsızım.
daha taptaze bir örneği stable diffusion olayı. bunda ama sadece sabrım değil maddi imkansızlıklar da etken ama olsun. temelleri öğrendim modelleri mimariyi vs. ama konu derinleştikçe daha karmaşık daha zor bi hale geliyor ve ben daha ileri gitmeye cesaret edemiyorum. cesaret değil aslında üşeniyorum. evet üşeniyorum ve bu yüzden her şey yarım kalıyor.
cv’de skill trey tam anlamıyla doldursam 1 milyon tane giriş seviyesi yetenek yapmak zorunda kalırım şakasız. ve bu durum canımı sıkıyor. bana sen necisin dense verecek cevabım yok. grafik tasarımcıyım desem meh, web tasarım desen eskiden olsa evet ama şu anki yapılan işlere bakınca aklım almıyor. react tabanlı web sitesi diye bir şey var abi oluyo. ben düz html css ile yapılabilecek şeylerin sınırı var diye kafada kodlamışım adamlar web app yazıyolar. sanat desen zaten hiçbir zaman kendimi geliştiremedim çünkü progress çok uzun.
ben bir şeyi hemen öğrenip hemen ustalaşmak istiyorum ama bu hiçbir zaman olmuyor. sahi ben neden oldum olası bunu istedim? sporu da bu sebepten bıraktım. bir sürece başladığımda hemen etkisini görmeyince tüm hevesim ölüyor.
neyse bu kadar negatif yeter. az önce miroya kurduğumuz bloga bir göz atayım ilk yazısını yazmıştır diye. ulan adam 4 yazı yazmış ve kısa yazılar da değil baya baya yazmış. gerçekten mirodaki üretme isteğine hayranım umarım ben de bu kadar istekli olabilirim. mironun bloguna buradan ulaşabilirsiniz. twitterda hep yazardı ama flood halinde olduğu için hep yarım yamalak okurdum yorucu geliyodu. tabii burda çok daha güzel bir dille ve çok daha okunaklı yazmasının da etkisi var, ayrıca değindiği konular da farklı.
blogunda değindiği aile konusuna ben de değinmek istiyorum çünkü konumuzla alakalı
ikimizin de aileleri benzer şekilde toplumun alt kesimlerinden gelip çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen insanlar ama maalesef -asla kötü anne babalar demiyorum- iyinin ne olduğunu yanlış biliyorlar. çocuklarına maddi imkanları sağlamak ve temel ihtiyaçlarını karşılamak tek başına yeterli olmuyor. hep kendi kendime yakındığım en büyük konu sanat. şu an ufak tefek bi ilgi duysam da çocukluğumda sanat ile daha içli dışlı büyümek, tiyatrolara götürülmek, daha kaliteli müzikler dinlemek, resim çizebilmek isterdim. sürekli dinlediğim müzikler yüzünden kendimi alt sınıf insan gibi hissediyorum, enstrüman çalabilen insanların yanında kendimi ezik hissediyorum, bir müzeye gittiğimde tabloların derin anlamlarını anlamıyorum. çok öften püften bi dert gibi gözükse de insanın yaratıcılığını, kalitesini ciddi derecede etkileyen faktörler ve ben kalitesiz bir insan gibi hissediyorum.
tabii ki insan sadece bu öğelerle kaliteli olmuyor fark ettiyseniz gibi diyorum. bu konuda eksikliğim olsa da kitap okumaya, yazılar yazmaya, kendimi sosyal anlamda ve bir çok konuda geliştirmeye özen gösteriyorum.
teşekkürler.
Bir yanıt yazın